Ayamama deresi taştı
Yatağını çalarsan
Deredir bu durmaz taşar
Senin yatağını değil
Hayatını çaldılar
Ama sen taşamazsın
Çünkü başkalarının ölüsüsün
Kendi hayatını yaşamazsın
O hırsızlar senin soyun
Ne de olsa
Dinbaz bir düzenin
Rant çocuğusun!
CİHAN DEMİRCİ ŞİİRLERİ BLOGU

İngiltere'lerden gizli kamerayla geldi insanlık
Düşesi geldi bir kere
Rezil ülkemin
York Düşesi!
4/11/2008 C.D.
Siz kutlayın dostlar
Ben yarıya indirdim bayrağımı
Evet biliyorum
85 yaşında Cumhuriyetim
Lakin yüzüne bakacak halde değil
Onu kuran
Mustafa Kemal'in...
29/10/2008 C.D.
12 CUNTA12 Eylül 1980'de
Sıyırmıştı bu toplum Cuntayı
Günler geçti, yıllar aktı
Sonunda yedik kafayı
Sıyıra sıyıra
Kalmayınca artık sıyıracak bir Cunta
Sıyırdık biz de
Nihayetinde CONTAYI!
Cihan Demirci

İLHAN BERK'İ YİTİRDİK...
Türk şiiri bir büyük duayen ustasını daha yitirdi... İlhan Berk'i... 1918 doğumlu İlhan Berk, 90 yaşında bir "delikanlı" olarak uçup gitti... Yıllardır Bodrum'da yaşıyordu. Sevgili İlhan ağabey tanıma fırsatı bulduğum bir ustaydı. Yaşından çok genç olanlardandı tüm şairler gibi. Hep genç kaldı, genç yaşadı, gençlerle yaşadı. 10 kadar önce İzmir'de tanışmıştım ilk kez onunla. Sonra bir kaç etkinlikte sohbet etme fırsatım oldu. İzmir'de, Urla'da, İstanbul'da... Ona 2 şiir kitabımı imzalayıp biraz da çekinerek vermiştim. Bundan 3 yıl önce İstanbul Tüyap Kitap fuarında şiirlerim için söylediği sözler aklıma öyle kazındı ki, ŞİİRZOFREN bloguma da keyifle almıştım. Şöyle demişti İlhan ağabey:
"Cihan Demirci'nin şiirleri su gibi akıcı, çok rahat bile sahip. Dil hem akıcı hem vurucu, üstelik mizah duygusu oldukça güçlü şiirler bunlar." İLHAN BERK (15 Ekim 2005-TÜYAP)
Yıllardır bilinçli olarak hep arka planda tuttuğum şair yanım nasıl da gönenmişti bu sözlerle... Behçet Necatigil'in "Şiirimizin uç beyi" dediği İlhan Berk de uçup gitti işte... Bu ülkeye lüks bir edebiyat adamını daha yitirdik... Ülke şizofren belki ama bizler ŞİİRZOFRENİZ hiç olmazsa...
Sevgiyle ve EN GENÇ HALİNLE anıyorum seni sevgili İLHAN BERK USTA...
ARAP KIZI
Sen ki
Yağmur yağmadığı
Seller akmadığı halde
Camdan bana öylece bakan
Arap Kızı
Yıktın bütün tekerleme dünyamı
KARAKEDİ
Bir de baktım ki
Uğursuzluğa yol açmasın diye
Arkamdan geçiyor
İnce mi ince
Düşünceli bir karakedi
Cihan Demirci (Şiir Gözlü Çocuk'tan)
8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ ANISINA ŞİİRZOFREN BİR ŞİİR...

ATIMIN ADI CİHAN
Atları severim
Sırtından Başbakan atan atları
Sırtından Başbakan atamayan
Halklardan daha çok severim
Sırtından Başbakan atan
O atın adı Cihan'sa
O atı daha da çok severim...
(24 Kasım Öğretmenler Günü anısına olsun!.. 2008 yılı başlarında İkarus Yayınlarından çıkacak çocukça şiirler kitabım: "ŞİİR GÖZLÜ ÇOCUK"tan alınmıştır...
GENÇTİM...
GÜZELDİM...
Elimde güzel ikili vardı
Sonra bir güzel onlu geldi
Derken bir vale...
Bir Kız...
Onyedi bardak çay...
İki paket sigara...
Ve derken
PAPAZI BULDUM!..
BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?..
- Ezogelin çorba...
- İzmir köfte...
- Patlıcan oturtma..
- Kemalpaşa tatlısı...
DİKTATÖR
Günün birinde
Bir cümle kurdu
O da
DEVRİK!
Ey stres-i İstanbul şehri
Ey suları akmaz musluklar
Sabahları dallarda öten kornalar
Bilinçaltımda oturan ‘patates-sovan’
Ey benim kazıları nörotik sokağım
Ey benim hatları düşmez-kalkmaz telefonum
Varsın “Gülüm benim” bas bas bağırsın
Bedenle ruh bir olsun kırmızı otobüslerde
Aman greyderler eksilmesin başımızdan
Şöyle günübirlik mani-depresif yaşayalım!
Onların SİTİ’leri varsa
Bizim de SİTİ-RES’li şehirlerimiz var!..
Önce
DE gitti
Sonra RASİ
Bize MOK kaldı
DE-MOK-RASİ
Vestiyere bıraktı
Erkekliğini...
Vestiyer ki
TRAVESTİYER!
Açılan çeyiz sandığı
Sekiz yüz on beş
Geçerli damat sayısı
Üç yüz yetmiş yedi
Evde kalan kız sayısı
Dört yüz otuz sekiz
Sistem
Görücü usulü
Evlilikler
Geçersiz!
Arabada Taunus
Minibüste Magirus
Otobüste
FORTÇUYUZ!..
DO burada...
RE burada...
Mİ burada...
FA...
FA fahişe oldu!
Çayda radyasyon...
Denizde amonyak...
Havada is...
Çevrede atık...
Sahilde varil...
Sularda çamur...
Gemide zehir...
Eeeee sevgilim,
Sen de bir şey yok ya?..
Eeeeey
Geçen gün
Yediğimiz yemeğin ruhu
Geldinse
Üç tabak daha koy!..
Terliğimin tekini kaybetmişim
kafayı çektim
şimdi çift görüyorum!..
Telefona jeton...
Otobüse bilet...
Şişelere mandal...
Eskilere leğen...
Bebelere balon...
Yaşlılara yer...
Çorbaya limon...
Sana da ben
Sana da ben
Lâzımım Leyla!..
GODOT’yu beklerken
GODOŞ geldi!..
ParaNOYAK SİTESİ’nden
Hiç peşinatsız kefilsiz
Psikopat daireler
Şizofren taksitlerle...
Bu kadar yıl didindik
Bu kadar yıl çabaladık
Elle tutulur
Bir işediğimiz var!..
Bir elimde somun
Bir elimde tornavida
Üstüm yağlı
Üstüm tulum
Doktora gidip
Çocukluğumu aldırdım!
Bizimkisi
Kutuda demokrasi
Serin yerde
Muhafaza ediniz!
Alaska, frigo suskun...
Patlamış mısır üzgün...
Cipsin canı sıkkın...
Kırmızı kumaşları solmuş
Koltuklar yapayalnız...
Makinistin sesi çıkmıyor...
Yer göstericinin feneri sönmüş...
Biletleri yırtan adam ağlamaklı...
Gişedeki kadının gözleri dolu...
Sinemayı...
Sinemayı aldılar bugün...
Aldılar da
Korsan VCD’lere koydular!..
(Bu şiir ilk yazılışında VCD yerinde VHS vardı!)
Topraktan bir TARİKATA GİRDİK!
Üç molla bir salon...
Her an sıcak ve okunmuş su...
Duvardan duvara muska...
Gömme banyoda göbeğe yazı yazma imkanı...
ÇOK ŞÜKÜR ŞERİATLANIP
GİDİYORUZ İŞTE!
Sevgilim
Nisan yağmuru değil bu yağan
resmen asit yağıyor gökten
Sülfürik asit...
Nitrik asit...
Bende gastrit...
sende sistit...
Sinirler monoksit...
Aşkımızsa artık karbondioksit...
Peşin fiyatına yaşadığımız hayatta
bu ödediğimiz ilk ve son TAKSİT!
YÜCE TÜRK MİLLETİ SADECE
BUGÜNÜ YAŞIYOR!..
Yarına Allah KERİM
Yarına KERİM bakıyor
Bir de bakmışsınız, yarın başımızda
Bu kez de
KERİM PAŞA!
Benim adım KERİM,
Ben bu halkı SEVERİM!
DİKTATÖR...
DİKTATÖRE
DİKTA TÖRE
TÖRELER TÖRELER
YIKILSIN DİKTATÖRLER!..
Gece piyasa ekonomisi kokuyordu...
Beşbin üçyüz ondört kadın daha konvertibilite
Delikanlı fena halde konjoktürel abazan
Kadının maliyet eğrisi acayip
Konsolide bütçe görüşmeleri başladı...
Gecenin günlük kuru yüksek
Gece spekülasyonlara gebe...
Delikanlı maksimum nakit
Kadın ille de katma değer
Delikanlının Marshall-Mastür planı tutmuyor
Kadın menkul kıymetlerini tekrar gösterdi...
“Bu ne mevduat anam” dedi delikanlı
Delikanlı Merkez bankasını zorluyor
Lakin kadın yıllık endekslerin üstünde...
Delikanlı hem mükellef, hem abazan
Ve derken nihai mallar da ortada...
Delikanlı milli gelirden aldığı payı unuttu
Birim fiyatta uzlaştılar
Her şey mevzuata uygundu
Kadın gecenin içinde sırdaş hesap oldu...
Siz sabah iktisadi açıdan uyandığınızda
Hepimizin hissesi vardı o gecede!..




KIZ SESSİZLİĞİ



2004 yılı sonlarına doğru yayınladığım araştırma-inceleme kitabı "ARAYA PARÇA GİREN YILLAR" bugüne dek üzerine en çok haber çıkan, en çok ses getiren kitaplarımdan biri oldu. 70'li yıllardaki Seks filmleri furyası dönemine bugüne dek pek de bakılmayan bir gözle bakan bu kitabı 19 yıla varan bir bilgi-belge-araştırma birikimi sonucunda yazmıştım. Kitabın hemen girişine 1986 yılında yazdığım, 2004'te yıllar sonra yeniden elden geçirdiğim "İKİ FİLM BİRDEN" adlı o dönemi anlatan şiirimi koydum... Bu şiir çok ilgi çekti... Kitabın 2004 Ekim'indeki yayınlanışı sonrasında CnnTürk'teki "Karalama Defteri" adlı program için, İhsan Yılmaz benimle bu filmlerin İstiklal Caddesi üzerinde zamanında oynadığı sinemaların yakınında röportaj yaparken, bu röportaj sırasında, "İKİ FİLM BİRDEN" adlı bu şiiri seslendirmiştim..."İKİ FİLM BİRDEN" şimdi ilk kez ŞİİRZOFREN'de karşınıza geliyor...
İKİ FİLM BİRDEN
İki film birden girdi hayatıma
Anadan üryanım ben
Bir biletle kesildi ömrümün ergenliği
Yer gök bir karanlık içinde
El feneriyle gelen bir adam gösterdi
Cinsel hayattaki yerimi
Arzularım birden gök perdeye düşüp okeylendi
Daha onbeşindeydim
Son arzun nedir diye sorsalar
Arzu Okay derdim de
Başka bir şey demezdim
Derken film film içinde
Behçet samanların içinde
Yok Devenin Başı, yok Öttür Kuşu
Tecavüzcüler tellal ,
Beş Tavuk Bir horoz iken
Bir Seher Şeniz vakti
Figenlerim Han sahibiydi şimdi
Çok yorgunum Hancı Figen
Şuraya kendini ser yavaş yavaş
Onca vücut görmüş gözlerim
Tüm Melekler Görgün şahidim
Gözlerimin Feri Cansel Cansel
Tavuk mu yumurtadan çıkar,
Yumurta mı tavuktan sorusu bize vız geldi
Bizim sorumuz:
Civciv mi kuştan çıkar, kuş mu civcivden’di
Birden civcivler çıkıp da basınca perdeyi
Anladık ki kuşlar da çıktı
Kuşlar kadar hürdük şimdi
Kartal Pendik
Kazım Kartal’la gittik geldik az önce
Behçet abinin arasına parça koydular
İçimiz parçalandı, yüreğimiz yandı
Gördüğümüz manzara karşısında
Dudaklara baktıkça
Dudaklarımız uçukladı
Bilmezdik ki vücutların bu denli birbirine yakın olduğunu
İki film birden görmezden önce
Bilmezdik ki öpüşmelerin bu denli yakıcı olduğunu
Elin Fransızı gibi öpmezden önce
Adı Güneşti sinemamızın
Kendisi karanlık ve izbe
Güneş görmeyen yerlerimizin sinemasıydı
Hep Ay gördük biz perdede
Gördüğümüz ay ne dolunay, ne yarımay
Gördüğümüz ay Dilber Ay’dı
Bizim için tüm memeliler Zerrin Egeliler’di
Zerrin görünümlü bir Doğan’la
Daha doğrusu Zerrin Doğan’la
Bayandan temiz pornoya girdik günün birinde
Elden düşme bir cinsellikle
Makinistler hababam şanzıman indirdi
Kimbilir o perdenin kaç bininci kilometresinde
Memeler geldi üzerimize
Memeler sallandı
Uzaklaşan ergenliğimizin ardından
Mendil niyetine
Kalçalar girdi karanlık düşlerimize
Düşlerimize sığmayan kalın kalçalar
Yatağa düştü cinselliğimiz
Anlatılamaz, ölçülemez ateşler içindeydik
Cayır cayır yanıyorduk
Adı Güneş’ti sinemamızın
Biz yazları hep o sinemada yandık
Kavrulduk, kor olduk
Kışları okulu kırıp, çok vücutlar tanıdık
Bedenden ikmalsiz geçtik
Sermet Serdengeçti, biz iki filmden geçemedik
İki film birden izlerken
Ergenden iki ömür birden yaşlandık
Mutlu cinselliklerin, özgür aşkların
doyasıya sevdaların çocukları değildik ki
Leyleklerin getirip bıraktığı bir ömrün
Türk çocuklarıydık hepimiz
O yüzden her daim
hep Mine’lerle Mutlu olduk biz...
Cihan Demirci (1986)
------------------------------------------------------------------------------------------------
SİYAH GÖSTERİR
Siyah giyiyoruz şimdilerde sıkça
Siyah giyiyoruz
Kiri göstermiyor diye avunuyoruz
Oysa siyah bizi gösteriyor
Cihan Demirci
Mayıs 2003 Erenköy
.jpg)
GİDİŞ O GİDİŞ
“İyiler cennete gider evladım “ derdi
Ben küçükken annem
Sonra ben büyüdüm
“İyiler Cinnete Gider” oldu
Sonra ben gene büyüdüm
Şimdilerde “İyiler nereye gider?”
Annem hatırlamıyor
Şimdilerde annem Alzheimer
Şimdilerde sorunun soruluş şekli değişti:
“Sahi nereye gitti ki bu iyiler?”
Şimdilerde nerdesin anne?
22/9/2002 Kadıköy
VASİYET VAZİYETİ
Ne olur yaşarken anlayın da değerimi
Büyük sanatçı olmak zorunda bırakmayın beni
1/12/2000 Kadıköy
VEBALLY
Ana rahminden düşmüş
Bir tinerin kokusunda
Kendinden geçmiş bu şehir
Hiçbir işkembecide
Ayılamayacaktır
O çocuk ki kelle paçana yapışacaktır
Anlamadığı bir dildeki sabah ezanında
Damardan tuzluya patlayacaktır
Yitik spermlerin hesapsız vebali
Sen de koklayacaksın işte o an bir bally
Bu şehir asla uyanmayacak
Bu insanlar da
Sahi hemşerim memleket nere?
Bu şehir ki bu şehir
Tekerlek üstü filan da değil
Binlerce kelek üstünde
Jileti çoktan kesilmiştir bir kere
17/5/2000 (Beyoğlu-sabaha karşı)
RİYALAR ÜLKESİ
Bir riyalar ülkesine düştü ömrümüz
Çıngıraklı yalanlar besledik koynumuzda
Çok uyanıktık
Ama hep aldatıldık
Hep kandırıldık
Hep dolandırıldık
Hayata düşüp düşüp yalana sarıldık
Özümüz sözlerimizde boğuldu
Sözlerimiz hep yollarda kaldı
Riyalar ülkesinde Pollyanna bastık tarağa
Karakter dediğin oyunculukta kaldı
Doğruluk cetvelle çizilebilir oldu sadece
Çok uyanıktık
Ama hep ikiyüzlüydük
Hep sahtekardık
Hep inançsızdık
Bir riyalar ülkesine düştü ömrümüz
Uyumuyorduk asla
Pek uyanıktık
Düşlerimizi unutup
Uyanık halde riyalar gördük her gece
Pek uyanıktık
O yüzden
Riyadan çok geç olsa bile
Zaten uyanamazdık
6/12/2000 Kadıköy

Önsözü böyle diyerek bitirsem de "SAZAN MEVSİMİ" 2007'lerde bırakın bitmeyi, küresel bir fırtınaya dönüşerek sürüyor dünya üzerinde...
Şimdi "SAZAN MEVSİMİ"nden seçtiğim şiir örneklerini size sunuyorum... Bu şiirler 1995-1999 arasında yazılmış şiirlerdir...
ŞİİRZOFREN-2
Önce kaçırıyorum keçileri
Lakin onlar da atlıyor çitleri
Sonra koyun sayanlardan bir farkım kalmıyor
Keçileri kaçırdığıma yanıyorum
Bu kez keçileri sayarken
Uyuyup kalıyorum
27/12/1995 MODA
ŞİİRZOFREN-3
Ben delirium
Sen deliriun
O deliriyor…
Biz paranoyak sitesi sakinleri
Siz depresif panik
Onlar agresif nanik…
Bilir misiniz ki;
Kaç koli melankoli yakalandı bu gece şehirde
Benim nosyonum halüsinasyon
Son kozum psikoz
Senin sendromun ne ki?
Bu şehir benim fobim
Nöropatim, şizoidim , manim
Uçuşur tanılar konar üstüme
Bitmez ömr-ü terapim
İyi bak bu frenler şizofren
Bu şiir buradan çatlar
Bu toplum birgün elbet psikopatlar
6/2/1995 BAHARİYE
EKSİK OLMA
Önce malzemesinden çaldık binaların
Demirinden, kumundan, çimentosundan
Sonra malzemesinden çaldık insanın
Dürüstlüğünden, temizliğinden, onurundan
Her sallantı sonrasında
Kendi kendime sorarım;
Şimdi binalar mı insanların,
Yoksa insanlık mı binaların altında kaldı?
28/6/1998 KADIKÖY
SUAVİ BABA
Üsküdar’da kanun çalmış gençliğinde
Karagöz oynatmış bir halkevinde
Hayatın bütün Hacivat’larına inat
Tüfek haricinde bizi “Saçma” yla vuran
Absürde atılan ilk kurşun olmuş o
Hem hayat bu kadar saçma değilken
Bir sarı vosvosu varmış tekleyen
Üstelik ona daha onca kazık atmayı bekleyen
Dalgasını geçmiş derin sularda
Şakacıktan yaşayıp gitmiş
Lakin adam sahi
“Babana bile güvenmeyeceksin” çağının tam ortasında
Belki de olmadığı için elinde fötr bir şapka
O şimdi unutulmuş bir “Baba”
Yaptıkları çok da “Saçma”ydı ama
Biz güvenmiştik gene de ona
O belki bize gelen ilk komik celpti
O belki dururken bile güldüren bir kalpti
Saçması bol olsun
Türbesi absürd
Çünkü o “Suavi Baba”
O Suavi Süalp’ti…
14/4/1994 BAHARİYE
TELEKUTU
Bir uçak düştü
Kaldı geriye
Kara kutusu…
Bir toplum düştü
Kaldı geriye
Aptal kutusu…
17/12/1998 MARMARİS
HER KİŞİ NİYETİNE
Ağlayarak değil
Gülerek dünyaya gelseydi her kişi
Ne kolay olurdu o zaman
Mizahçının işi…
20/9/1995 ERENKÖY
HAYATIN MATEMATİĞİ
İçi yarı yarıya dolu bir havuzun yarıçapına atladım
Üstelik elimde tanesi 25 kuruşa alınmış
18 adet yumurta vardı
Annemin verdiği cevizlerin de
Dörtte üçünü yemeyi unutmadım…
Sonra ne havuz kaldı , ne ceviz, ne de yumurta
Gördüm ki Matematik dersi
Hayatın aslında tam tersi
Hayat Bilgisi bile hayata yetmiyor
İnsan havuzun yarıçapını bilse de
Kendi çapını bilmedikçe
Hesapları asla tutmuyor…
24/3/1995 BAHARİYE
KLİP KUŞAĞI
İçinden klip geçen bir kuşak
Elbette herşeyi ama herşeyi
Bir klip kadar kısa yaşayacak…
28/5/1998 KALAMIŞ
AZİZ BİR USTAYA
Keltepe’de oturduk bir Haziran günü Aziz ustayla
İzmit cehennem sıcağıyken aşağıda
Püfür püfür esen ağaçların altında
Biz gene de yanıyorduk
Sivas’tan kalma bir sıcakla
Keltepe estikçe esiyordu
Konuştukça Aziz usta
Mizah bir kez daha
Amansız rakibi hüzne yenik düşüyordu
Sevdiğinden kızgındı aslında halkına
Az bile demişti fazlası olan aptallıklara
Keltepe’den aşağılara daldı bir an gözleri
“Mizahın işi çok zor artık” oldu sözleri
Ateşler içindeydi o gün Keltepe’de
Ve bakışlarıyla “ben gidiyorum” der gibiydi
Aradan sadece 17 gün geçti
Çekti gitti ateş gibi sıcak bir Çeşme gecesinde
Duyduğum anda gidişini
Sivas’tan kalma hain bir sıcak sardı içimi
Açtım bütün pencereleri
Ve bağırdım çığlık çığlığa niye:
“Artık aptal bile değiliz” diye
Mezarında güller kalmadı Sivas’tan
Aklımızı yaksın ki bu ateş
Küller bize kaldı
Burası kesin
Bizleri sorarsan
Aptallığın da ötesindeyiz artık
Sevgili Aziz Nesin…
6/7/1995 KADIKÖY
YAŞAM SEN NESİN?
Ölümü sevdiğimiz kadar
Keşke yaşamı da sevebilsek
Bunu başarabilseydik
Mezarı bilinmesin
İster miydi hiç
Aziz Nesin…
10/7/1995 KADIKÖY
KEFEN HELVA
Bak bu geçen benim cenazem
İçinde kaldı ömrüm
Hayat beni yaşadı
İçimde kaldı ölüm
Hadi ben öldüm
Peki siz hayatta mısınız sanki
Benim ölü yaşayan
Ey cemaat-i ömrüm?
8/11/1998 KADIKÖY
DEPRESİF KÖFTE
Depresif bir köfteyim ben
Cinnetim sulu, ceddim ızgara
Patateslerim manik tava
Abime çek bir paranoya salata
Ailem Tele-vole kıvamında
3. sayfadan ellerinizi keserler
Ve ben yıkılmadım ayakta işiyorum
Üstelik ayakta işerken
Sitendap bile yapabiliyorum
Hayatım zaten kararmış
Siyah tişörte para vermeme gerek yok
Hem kel hem köfteyim
Zap yaparım, göz çıkarırım
Terliksi hayvanımın tekini fırlattım
Şizofren bir köpek kumandamı getirdi
Bolca kekik dökün üstüme
Kırmızı biberi de eksik etmeyin
Depresif bir köfteyim ben
Yeni yayın dönemlerinizde de
Limonlu piyazlarınızla
Sirkeli Reha’larınızla yiyin beni
Sayenizde bir bavul cinayetidir ömrüm
Depresif bir köfteydim ben
Bir parçamı İnegöl’e ,
Bir parçamı Tekirdağ’a ,
Bir parçamı Adapazarı’na ,
Bir parçamı da Sultanahmet’e gömün…
9/12/1998 BOSTANCI
EXİT AİLESİ
Dayısı şofben zehirlenmesinden gitti
Amcası tüpgaz patlamasından
Teyzesi çığ faciasından
Halası kömür sobasından
Kuzeni doğalgazdan
Yeğeni trafik kazasından
Ninesi İSKİ çukurundan
Dedesi emekli maaşı kuyruğundan
Abisi elektrik kontağından
Kardeşi sele kapılmaktan
Ablası hatalı tedaviden
Sevgilisi yanlış iğneden
Annesi hastanede ihmalden…
Ve birgün bir kamyon girdi evlerine
O da kamyonun altında kalmıştı ki
Bunu gören yaşlı babası ailenin finalinde
Adeta bir devrim yapıp da gitti
Geçirdi “normal” bir kalp krizi
İnanın çok şaşırttı bu durum hepimizi…
13/11/1998 KADIKÖY
AŞKIN CEBİ
İki eliyle birden sarılıp da
Asla kucaklayamadı onu
Ne de olsa
Bir elinde hep
Cep telefonu
18/8/1998 KADIKÖY
YENİ YAŞAMA DÖNEMİ
Televizyonu açmıyorum dünden beri
Biliyorum çok zor ama
Yeniden yaşamayı deneyeceğim galiba
4/8/1998 BAYRAMOĞLU
SİHİRSİZ ŞİİR
Rüyadan uyan
Dikkatlice bak
Ak sakallı ihtiyarın elindeki değnek
Sihirli filan değil
Birinin doğruyu söylemesi gerek
O değnek
İki ucu boklu değnek
30/6/1996 KUZGUNCUK
ŞİİRMOSYON
Doğuyorsun
Yetmiyor
Belli ki sen artık
Doğumun yanında
Sadece bir promosyonsun
20/12/1995 KADIKÖY
SIRÇA KUŞU
Elinde bir sırça kalem
Gazeteci-yazar zat-ı muhterem
Her sabah
Kalem kırılır
Sütun içinde kalır
BURASI YÜKLÜCE
O kadar insanın
Yükünü taşıdı
Hayatı boyunca
Biraz geç varıldı farkına
Meğerse
Hırsızmış aslında
ALAŞAĞI KARANLIK KUŞAĞI
Karanlık odaya girdiğini sandı
Fotoğraf banyo edecekti aklı sıra
Farkında bile değildi
Oysa ülkenin karanlığıydı girdiği
Önce insanlar yandı
Sonra da makinedeki film
SİVASTOPAL
N’olur söyleyin doktor
Yakılacak mıyım?
SABAHA ÇIKMAZ ŞİİR
Sarhoş
Akşamdan kalmış
Sabah olur ayılır
Gerici
Geceden kalmış
Sabah olur karanlıktır
AYBABA
Bu kadar çok çocuğun
Doğduğu bir şehirde
Bu sabah
Akraba evliliğinden olsa gerek
Ay doğdu birdenbire
BAŞKENTİMİZ EĞRİDİR
Yanlışlar az önce
Bir doğruyu daha götürdüler
Bu elimizde kalan son doğruydu
İşin doğrusu
Kalmadı artık doğrusu
Eğriye eğri
Doğruya da eğri
Bundan böylesi
CLOSED
Evet sen
Azmasına azmışsın ama
Fermuarlar kapanmıştır
Bu saatte
Bu şehirde
PERSMETRE
Perspektif kurallarına
Aykırı sevgilim benim
En uzaktayken bile
En yakın hep gözüme
GUBARAK GUBARAK
Rahmetli dedesi
Düz ovada avlanmıştı
Oysa bir şehir kekliği
Çantada keklik
RİNGLERİN AKŞAMI
Bu otobüs
Gözümün önünden
Geçmesi gereken
Hayatımdan geçer mi
Şoför bey?
BUNEBU
Çocuk kıza aşık
Kızsa bir zırdeli
Çocuk kızı eve kapattı
Şimdi sizce bu
Kontak kapatma mı?
SAYIKLA BİLİNCİM SAYIKLA
Geceden sayıkladık fasulyeyi
Bir heyelan yaşıyoruz
Vaka insanlık kayması
Heyulan!
Tabelayı da gözümüze soktular üstelik
“Dikkat hezeyan tehlikesi!”
Terli terli hezeyanlar içiyoruz
Her ömür
Nerdesin anne?
YAŞIYORUM
Bak kardeş
Bu nefes
Benim nefesim
Hayata yakinim olur
SİNE-İ MASKOP
Işık’lar sönünce
Bir Ayhan vakti
Siyah-beyaz bir film düşer içime
Turist Ömer selam durur
Sadri’ni bilemediğim günlerim için
Bugünler için sakladığım yemekleri yer
Bir köşede
Aşçıdır aslında Necdet Tosun
Benim fabrikatörümün gönlü zengindi
Adı Hulusi
Esas kızım Belgin bakar uzaktan
Kirpikler uçuşur gök perdede
Türkan Sultan bakarken yasalarıyla camdan
Sen gazla şoför Nebahat abla, gazla
Bir cin çıkar Aleaddin’in sihirli projeksiyonundan
Ve der ki: “Adile benden ne dilersen?”
Bir kahkaha dilerim uzun metraj
Sorarım ne var, Nubar yok
Cevat veriyorum, üstelik Kurtuluş
Paris Yılmaz Güney’e mi düşer usta
Alla-Turkam, giden ömrüm, jeneriğim
Bunca rengi kaldıramaz
Benim siyah-beyaz hüznüm
Ve birden bir Vahi iner perdeden
Sonsuza dek
Mualla Sürer bu film
...
Siyah-beyaz /En büyük Yeşilçam!
KAPI DUVAR
“Ali Ayşe’yi seviyor” yazardı
Çocukluğumun duvarlarında
Yıl 1995’tir
Elimde bir gazete:
“Ali Ayşe’yi satarken yakalandı!”
GİBİSİ VAR MI?
Hep “gibi” yaptık
Saat beş gibiydi
Ama hiç beş olmadı
Erkek
Erkek gibiydi
Kadın gibiydi kadın
Çocuğunun gibisini göstertti bir baba
Hep gibi yaptık
Onlardan biri gibiydik
Gibi tuttu ömrümüzün
Gibi kaldık gibi
Hiç kendimiz olmadık ki
-Ne gibi?
ATTAYMİZİT
Zamanı bile çalan insanoğlu
Söyle
Saat kapkaç?
BÂB-I BELİRSİZ
İkitelli’de yatıyor
Boylu boyunca
Üstüne de gazete örtmüşler
Kaldırıp gazeteleri baktım
Altından gene gazete çıktı
O halde
Bu defa
Ölen “Basın”
-Evet “Basın”
E ne diyelim dostum
“Basın” sağolsun!
ÇIKIŞLAR ARGO KAPIDAN
Kaldık mı dallama zamanlara
Bu martaval gecelerde
Ay bile dandik doğar
Zoka salatası gelir sofraya
Anasonun sonunu anlatıp
Heyecanını kaçırır biri...
GÜNÜMÜZ YAZARLARINA
En çok okunan yazar
Hamiline yazar
SÖYLEMESİ ZOR
Şu karşıda bir kuru dal
Dala konmuş kırk kartal
Kartal kalkar, dal tartar
Şu karşıda bir devlet dairesi
Maaşa kalmış kırk memur
Rüşvet kalkar, iş sarkar
DOĞUM-KONDU
Onikinci çocuk
Arabesk doğar
Yaşamla ilişkisi kesilir
Göbekten
Düzen
Düzine olur
RENK VERMEDEN
Kırmızı da yakışmış
Sana İhsan
Beyaz şarabı
Bıraktın anlaşılan
ÇELİŞKİ
Korkuyorum
Çok korkuyorum
Bana yardım et
Alfred Hitchcock
AŞKIMIZDAN UFAK BİR AYRINTI
Yağmur hafif hafir
Yağarken üzerimize
Islanan dudaklarımız birleşti
Sonra ne mi oldu
Dolmuşlar taksi oldu
ARZ-TALEP
Benden şefkat mi istiyorsun
Sevgi mi
Fakat biliyorsun
Ben tezgahtarım Mahmutpaşa’da
Ne alırsan yediyüzelli
BEŞ KELİMELİK OYUN
Sözleşmiş gibiydiler
Hep bir ağızdan
“Ne iş olsa yaparım abi”
Biri Hukuk mezunu
Biri İktisat
Biri liseden terk
Biri Kimya bitirmiş
Biri Akademili
Hepsinin ortaktı dili:
“Ne iş olsa yaparım abi”
...VE DİĞERLERİ
Ayla, Leyla, Necla, Süheyla
Ve diğerleri
Beklediler hep
Beyaz atlı prensleri
Ayla, Leyla, Necla, Süheyla
Ve diğerleri
Geriliydi, saklıydı, gizliydi
Tüm sevgileri
Ayla, Leyla, Necla, Süheyla
Ve diğerleri
Ne oynadıkları at geldi
Ne de atlıydı prensleri
Ayla, Leyla, Necla, Süheyla
Ve diğerleri
Sevgiyle altılı oynarken
Evde kaldı kendileri
AYAKLAR YUKARI
Basamakların farkına
Vardığı gün insan
Aşağılarda kalamaz
Yukarı çıkmalı
Hep yukarı
Daha yukarı
Daha yukarı
Daha yukarı
Ve en sonunda
Çizmeden yukarı
ÖDÜNÇ
Hanife teyze
Gece vakti
Rahatsız ettim
Bizde kalmamış da
Kızınızı
İsteyecektim
GÖREBİLMEK
Ooooo beyim
Bakıyorum
Altında
Bir çapanoğlu
HANGİ HESAP
İki kere iki
Niçin beş etmesin öğretmenim
Bu devirde yapılan
Hangi hesap tuttu ki
Siz söyleyin
PARANOYAK ŞİİR
Gidişler paralı
Gelişler paralı
Oturuşlar paralı
Kalkışlar paralı
Okuyuşlar paralı
Bakışlar paralı
Duruşlar paralı
Karışlar paralı
Eğer olmazsak daha oralı
Yakındır
“Allah versin” paralı
T CETVELİ
T cetvelimi vurdular
İçimdeki kuşu
Gençliğimi
Pencüseler sana ey Gençlik Kıraathanesi
Maça kızı aşık etsin kendine beni
İki mars bir oyuna
Gidiversin gençliğim
T cetvelimi vurdular
Vurdular da kanadımı kırdılar
Dikkat dikkat
Tüm diplomalar
Münasip bir yerlere...
BİRDİR BİR
Yalnız değilim
Bu sabah
Gene sis var
KOYUNLARDAN BİRİ KONUŞTU
Bir şeyler var
Ve ben farkındayım
Ne kötü Tanrım
TANIDIK DİZELER
Sizi daha önce
Görmüş müydüm
Yoksa
Bu şiiri mi tanıdım
ANDIMIZ
Türküm
Doğruyum
Çalışkanım
Yasağım
BİR VAPUR ÇIKIŞI
Okuması gerekirken
Okunmuş gazete toplayan çocuk
Al
Al topla
Okumuşluğumuzu
ANLAŞILMAK KORKUSU
Ne seviler
Korkutur beni
Ne titrek imgeler
Ne de at kestaneleri
Senin korkun
Gizemli şairlerin korkusu
Senin korkun
Anlaşılmak korkusu
AR-GO HOME
Düzene bak yengen
Filme gel sinemaskop
Anafordan heavy-metalci
Ufalanmış arabeske karşı
Lüpçü olan ayırmaz
Hamburgeri kokoreçten
Toriği çalıştıran mangizi kapar
Dayısı olan köşelenir apar topar
Yengen düzende
Aynasızlık eniştendir
Alavere-dalavere
Ham hum şaralop
Namus kaşkavallık olmuş zıngadak
Katakulli piyaz görür
Pilaki olmuş çoğunluk
İmanım dolmaya gelir
Film ‘The End’ olur
Doğrusunu kim bulur
NE DİYEBİLİR
Dedim: Eğitim nedir?
Söyledi: YÖK YÖK
Dedim: Memnun musun?
Söyledi: YÖK YÖK
Dedim: Mezun musun?
Söyledi: YÖK YÖK
Dedim: İşin var mı?
Söyledi: YÖK YÖK
Dedim: Sen genç misin?
Söyledi: YÖK YÖK
Dedim: Allah rahmet eylesin
Söyledi: Helvamı yer misin?
NÜANS FARKI
Niçin içiyorum
Bir bilsem
Onun için içerim
GAYRİMEŞRU
Ne anası belliydi
Çocuğun
Ne babası
Bir tek amcası belli
O da
Sam amcası
ÇIKIŞLAR ARKA KAPIDAN
Aman dostum
Suya sabuna dokunma
Etliye sütlüye karışma
Çıtını çıkarma sakın
Kenarda köşede büzül
Hakkını arama
Gereksiz tarama
Yat-kalk-uyu
Hokus-sus
Pokus-pus
Ayran buz
Alaska-frigo
Dağılalım beyler
Konu dağılsın
Yaşayalım izlemeden görmeden
Yaşayalım okumadan duymadan
O halde buyrun
Çıkışlar arka kapıdan
"ÇIKIŞLAR ARKA KAPIDAN" adlı ilk kitabımı çıkartmam hiçte kolay olmadı doğrusu... Henüz 22'sindeki genç bir şair-çizer-mizah yazarı olarak herhangi bir yayınevinin kitabımı basacağına dair en ufak bir işaret ortada yokken, bu kitabı bir şekilde yayınlama mücadelesi içinde buldum kendimi. Bunda 12 Eylül darbesi sonrasında üzerimizde oluşan baskının etkisi de vardı açıkçası... Hiciv ağırlıklı toplumsal-sosyal ve siyasal eleştiri taşıyan şiirlerimi biraraya getirip bir kitap dosyası hazırladım. Kitabı kendi imkanlarımla bastıracaktım. O dönemler Güldürü Üretim Merkezi'nde Türk Mizahının Aziz Nesin, Haldun Taner, Ümit Yaşar Oğuzcan, Sadık Şendil, Altan Erbulak gibi çok ama çok önemli ustalarıyla çalışıyor olmam da bana epeyce gaz verdi sanırım. Fakat ülkede ciddi bir sıkıyönetim ortamı vardı 1985'te... Hele hele böyle taşlama ağırlıklı şiirleri yayınlamak pek de kolay değildi. Sonuçta Eminönü'nde o dönemler babamın oyuncak imalatıyla uğraştığı hanın içinde bulunan bir matbaanın kapısını çaldım. Elimde son derece kısıtlı bir para vardı ama kitabımı epeyce çok sayıda bastırmak istiyordum, neden böyle istiyordum, doğrusu hala anlamış değilim... O güne dek sadece düğün davetiyesi, sünnet davetiyesi basmış, tipo bir matbaada matbaacı hayatının ilkini yaşayarak kitabımın içini basmayı başardı. Kapak baskısını Cağaloğlu'nda başka bir matbaada yaptığım kitabın iç dizgisini de Saraçhane'de bir dizgicide yaptırdım. Arka kapak dizgisini gene Cağaloğlu'nda hallettim. Ön kapağa girecek resmi bizzat ben çizdim. Arka kapağa girecek fotoğraf için Harbiye'de özel olarak bir fotoğraf stüdyosuna gittim... Kitabın ciltlenmesi işini de o dönemler defter imalatçılığı yapan babamın arkadaşı Hüseyin Kılıçkan amcanın yardımlarıyla yaptım. Yani anlayacağınız her şeyi benim çabam ve mücadelemle oluşan bir kitabı 1985 yılının Mart ayında yayınlamayı başardım...Tam 35 paket kitabı babamın arabasıyla Erenköy'deki evimize güçlükle taşıdık... Onca kitabı tahmin edeceğiniz gibi ne odam aldı, ne de evimizin salonu... Evin her köşesi benim kitap paketleriyle doluydu artık... Her pakette 100 kitaptan toplam 3500 kitap bastırmıştım. Aslında 2500 olacaktı ama n'olduysa olmuş, gaza gelmiş, en büyük şairlerin bile asla bastırmayacağı sayıda şiir kitabı bastırmıştım... O zamanlar baskı sayısı şiir kitaplarında 2000'i geçmezdi. Bugün yani 2007'de 500'e kadar düştüğünü biliyorum... Kitaplar o kadar çoktu ki, karşı komşumuz Sezer abla epeyce yakınımız olduğu için, ondan rica edip kitapların bir kısmını onun boş duran odasına koyduk. Kitap gerekli oldukça komşunun kapısını çalıp, ordan kitap alan biri oldum anlayacağınız... İlginçlikler ve cinslikler hiç bırakmadı ki hayatta yakamı...
Tabii unuttuğum bir şey vardı... 3500 adet kitap bastırmıştım ama bu kitapları nasıl dağıtacaktım?.. Cağaloğlu yokuşunda bulunan dağıtım şirketlerinin kapısını bir bir çaldığımda hep aynı yanıtı aldım: "Sıkıyönetim var, şahsi basılmış bir kitabı alamayız..." Evet 1985'te sıkıyönetim vardı ve İstanbul'da her şey çok sıkıydı, kendi cebimden borç-harç bastırdığım bu kitabı kitabevlerinin almaması üzerine çalıştığım gazeteye ilan vererek okurlara posta pulu karşılığında yollamaya başladım... Üstelik 1985 yılı 12 Eylül'cü zihniyet tarafından "GENÇLİK YILI" ilan edilmişti. Ama 1985'te gençlerden çok yaşlı beyinler, gene onlar adına birşeyler yapıyorlardı. Yani palavradan bir "Gençlik Yılı"ydı... Ben de kitabımın girişinde bu yılı protesto edip, ambleminin üstüne çarpı işareti atmıştım. Bu bile sorun yarattı o zaman...
Kitabımı tanıtan ilan o zamanlar çalıştığım gazete olan Güneş'te bir kaç kez çıkınca epeyce mektup geldi. İçleri pul dolu mektuplar... Fakat bu pulların bir kısmı ya yırtık, ya da başka bir mektuptan koparılmış filandı. Ben gene de yolladım kitapları... Elime geçen pulları toplayıp Sirkeci'deki Büyük Postane'ye gitmeye başladım sıkça. Artık postanede beni tanımışlardı. Yakın zamanlara kadar evimin içinde bu pullardan bulduklarım oluyordu. Aradan geçen yıllar içinde Türk parası da pul olduğu için elimde kalan pullar hiçbir işime yaramadı!...
Kitabın Güneş gazetesinde çıkan ilanlarından bir tanesinin siyah-beyaz hali...(1985)
Evet "ÇIKIŞLAR ARKA KAPIDAN" adlı bu ilk kitabımın çıkış serüveni ve sonrasında yaşadıklarım bitecek gibi değil... Bu kitaptan hala sağda solda bir kaç paket kalmış olabilir... Tam 10 yıl kadar sonra bu kitabın önce ikinci baskısını, 1 yıl sonrasında da üçüncü baskısını yapabilmiş olmak bana yıllar sonra, geç de olsa bir mutluluk tattırmıştı. En son 1995 yılında 3. basımı yapılan "Çıkışlar Arka Kapıdan" benim için çok özel bir kitap... İlk heyecan, ilk serüven o...Bu yüzden benim için çok ayrı bir yeri var...Şimdi size bu kitapla ilgili olarak yaşadığım iki ayrı olayı da anlatmak istiyorum...
OYNANAMAYAN TEK KİŞİLİK OYUNUM!
"Çıkışlar Arka Kapıdan" adlı kitabım aynı yıl içinde ikinci bir talihsizlik daha yaşadı. “1985 Gençlik Yılı” henüz sürüyordu. Yaz başlarıydı... 1981 yılında tiyatro salonunda sergi açtığım sırada tanıştığım Enis Fosforoğlu şiir kitabımı okumuş ve çok beğenmişti. Bir gün beni aradı ve bana; “Bu kitabı tek kişilik oyun haline getirebilir misin?” teklifini getirdi. Bu teklif çok hoşuma gitmişti doğrusu... Henüz 22 yaşındaydım ve o yaşta ilk oyunum oynanacaktı... Hem de şu malum “Gençlik Yılı”na ekstra bir tepki fırsatı daha bulacaktım... 1985’in yaz aylarında dünya ile ilişkimi kesip eve kapandım ve kitaptaki şiirlerden yararlanarak tek kişilik, iki perdelik bir oyun yazdım.
Artık gazetelerde oyunla ilgili haberler çıkmaya başlamıştı. Bıyıkları yeni terleyen genç bir şair-yazar olarak heyecanım giderek artıyordu. Gazetelerde çıkan yazılarda: "Türk tiyatrosu genç bir oyun yazarı mı kazanıyor" soruları filan soruluyordu... Fakat o da ne? Bir süre sonra Cumhuriyet gazetesinin en arka sayfasında benim tüm hayalerimi çökerten küçük bir haber daha çıktı: “Enis Fosforoğlu tiyatro salonunun kirasını aylardır ödeyemediği için tiyatro salonuna haciz geldi!..” Bizim oyun da böylece sahnedeki yerini değil, gerçekleşmeyen projeler rafındaki yerini aldı!..
Bu haber öncesinde hızını alamayıp ikinci bir oyunun taslak çalışmalarına bile başlayan bendeniz bu moralsizlikle derhal kontak, pardon yani kalem kapattım kısa bir süre. Velhasılı şu meşum “Gençlik Yılı” elimden ucuz kurtulmuştu. Oyunu yazlık bir sinemada oynamak isteyen Enis Fosforoğlu'na bana tiyatro salonuyla ilgili gerçekleri söylemediği için öylesine kızmıştım ki, o dönemde benim oyunumu göstererek devlet yardımı da alan Enis bey, bu oyunu yazlık sinemalarda oynayacağını söylemesine rağmen, bu durumu kabul etmeyip, oyunumu geri çektim... Ondan sonra da bazı başka tiyatrocuların yanlışlarını yaşayarak oyun yazarlığından hep uzak durdum...
YAYINLANMAYAN GAZETE İLANI!
"Çıkışlar Arka Kapıdan" adlı kitabımı dağıtıma veremeyince, sadece çalıştığım Güneş gazetesinde ilan çıkartmak bana yetmemişti. Dile kolay iki ayrı evde toplam 35 paket kitap vardı.. O yüzden, gene kendi imkanlarımla, oturup Cumhuriyet gazetesine, dikkat çekici, ilginç sayılabilecek bir ilan vermeye karar verdim.
Yılın son günü, yani 31 Aralık 1985 tarihinde yayınlanması için Cumhuriyet gazetesine aşağıda okuyacağınız ilanı götürdüm. İlanın üstünde vesikalık bir fotoğrafımda vardı ve altında şu satırlar yer almaktaydı:
Yukarda gördüğünüz bu masum ilan Cumhuriyet gazetesinde o zaman olay oldu!.. İkinci sayfada yayınlanacaktı. İlanın yayınlanacağı tarihten birkaç gün önce gazeteye gittim. Bizim ilan, ilan müdürüne kadar gitmiş ve en sonunda o vakitler gazetenin müessese müdürü olan Emine Uşaklıgil tarafından Gençlik Yılı’na hakaret edildiği gerekçesiyle basılması sakıncalı bulunmuştu... Evet, Cumhuriyet gazetesi gibi bir gazete ilanımı basmayarak bana geri vermişti. Bu benim Cumhuriyet gazetesiyle ilgili ilk büyük hayal kırıklığımdır, bu hayal kırıklıklarım bugün de fazlasıyla sürmektedir ne yazık ki...
Tüm bu yaşananların da etkisiyle olsa gerek ikinci kitabım olan “GEYİK MUHABBETLERİ”ni bir yayınevine vermeye aradan 5 yıl geçtikten sonra ancak 1990 yılında cesaret edebildim. Bana büyük manevi desteği olan Tarık Dursun K. ağabeyin editörlüğündeki Güneş Yayınları’ndan piyasaya çıkan “Geyik Muhabbetleri” o yıl aylarca en çok satan kitapların tepesinde gezindi ve bugüne dek 50 bini aşan bir satışa ulaştı...
Benim “Geyik Muhabbetleri” dizisinde çıkan 3 kitabımda da, sonraki kitaplarımda da pek çok "şiir" gizlidir aslında... Dikkatli okurlarım da bunun farkındadır. Zamanında şiirle ilgili yaşadığım talihsizliklerden ötürü sanırım şairliğimi giderek mizahçılığımın içine aldım ve gizleme ihtiyacı hissettim. Bu durumu benden önceki mizah ustaları da yaşamışlar aslında. Nedense bu ülkenin edebiyat camiası, mizahçının şiir yazmasını dikkate pek almamış yeterince önemsememiştir. Tüm bunların etkisiyle ben de, aslında şiir olarak da yazdığım bir yazı formunu düzyazıya çevirerek okura vermeye başladım sonraki kitaplarımda... Bu anlamda giderek gizli bir şair, ama açık mı açık bir mizahçı olmak belki de daha çok hoşuma gitti, çünkü insanlara bu şekilde daha kolay ulaşma olanağı buldum, bilemiyorum...
GIRGIR'ın "HAŞLAMA TAŞLAMA" adlı bu köşesinde ilk şiirim 8 Haziran 1980 tarihinde, yani 12 Eylül öncesi bir dönemde çıktı... Bu şiirin ardından bu köşede, arka arkaya, dörtlüklerden oluşan taşlama şiirlerin yayınlandı... Daha sonra 1981 yılında, ilk profesyonel çalıştığım dergi olan Ses Dergisinin, Atmaca mizah ekinde artık dörtlüklerden uzaklaşıp, daha da kısa ve vurucu hale gelmeye başlayan mizahi şiirlerimi yayınladım... 1980'de, henüz 17 yaşındayken amatörce bir kitap taslağı hazırladım. 1980 yılı sonunda kalkıştığım ilk şiir kitabı girişimim sonuçsuz kaldı. Kitabı bastırmaktan umudu kestiğim günlerden birinde, şiirlerimi gören ve çok seven, her daim rahmetle andığım mizah dehası Suavi Sualp; “Sende çok iş var ama bu genç yaşta kitap mitap ne iş” demiş ve genç yaşta kitap çıkarmanın ne denli yaş bir iş olduğunu ne de güzel anlatmıştı...
Ülkede darbe daha yeni olmuştu ve o dönemdeki çabalarımla mümkün olmadı ama yılmadım epeyce uğraştıktan sonra 1985'te ilk şiir kitabım olan "ÇIKIŞLAR ARKA KAPIDAN"ı yayınladım... Bu kitap aynı zamanda benim ilk kitabımdı... 1980'de bastıramadığım o kitaptan “ÇIKIŞLAR ARKA KAPIDAN”a sadece 8 şiir aldım. Geri kalan şiirler 1982 yılından 1985'e dek geçen süre içinde yazılmıştı.
Bakın kitabımın önsözünün sonunda o zamanlar (1985'te) şunları yazmışım o heyecanla:
Hicivde ima vardır, alay vardır, iğne vardır ve giderek küfür vardır. Bu, devire ve şaire göre değişir. Ancak değişmeyen hicvin belgeci yönüdür. Toplumların geçirdiği dönemleri hiciv şiirlerine bakarak gayet net görebilirsiniz. Çağdaş hicvin temel amacı “net görebilmeyi sağlamak” olmalıdır.
Bu kitapta “Şiir gibi şiirler” bulacaksınız. Ben belki de şiir yazmıyor, şiirle inceden alay ediyorum!.. Şiir tanımlarını zorladığım gibi yer yer absürd sınırları da zorlayıp uçtuğum dizlerle gözlenebilir. Ancak yere sağlam basabilmek için bazen uçmak gerektiği kanısındayım.
İstiyorum ki hicvin sadece kaba sövgü olamadığın görün. Hem sonra bütün şiirlerimde hiciv vardır da demiyorum. Şu bir gerçek ki, şiiri hiçbir zaman sırf “imge” olarak görmedim. Benim anlatmak istediklerim yalın olmalı. Bazen bu yalınlığı ince buluşlar süsler, bazen de absürd çıkışlar, hepsi o kadar...
İnsanımızın kime güveneceğini, neye inanacağını şaşırdığı, neyin doğru, neyin eğri olduğunu bilemez hale geldiği günümüzde hiciv sanatımız çağdaş yorumlara açık şairini bekliyor...
Evet efendim, uzun sözün kısası, ben de ilk kitabı zor bastırma onurunu yaşarken, ülkemizdeki bir geleneği de sürdürmüş olmanın buruk kıvancını duyuyorum!..
Ancaaaaaak... Benden öyle kolay kolay kurtulmak yok, ona göre. Bugün uzunlu, kısalı 120 şiirimle geldim huzurlarınıza, yarın karikatür albümleriyle, mizah öyküleriyle, tiyatro oyunlarıyla, mizah üstüne araştırmalarımla gene geleceğim karşınıza. Yeter ki siz kaybolmayın oradan...
Sözü bir hayli uzattım değil mi?.. Affedin... İlk kitap heyecanı işte, anlayın beni... Eğer sizin de başınıza bir yerlerden bir şeyler düştüyse buyrun girin artık şiirlerime...
Şiirlerim konuşsun artık sizinle. Sonra... Sonrası; “ÇIKIŞLAR ARKA KAPIDAN”
Yeniden görüşebilmek dileğiyle, gençlik ve güçlükle hepinize...
CİHAN DEMİRCİ 5/2/1985 ERENKÖY
******
Evet, işte böyle bitiyor önsöz... Şimdi yıllar sonra "ŞİİRZOFREN" adlı bu internet blogunda sizlerle hem geçmişte yazdığım kitaplarıma girmiş şiirlerimi, hem de henüz herhangi bir yerde "yayınlanmamış" yepyeni şiirlerimi bulacaksınız... Benim türettiğim "ŞİİRZOFREN" sözcüğü sanırım ilk kez 1994'te yazdığım bir şiire verdiğim ad olarak "SAZAN MEVSİMİ" adlı ikinci şiiir kitabımda yer almıştı..."Neden Şiirzofren?" derseniz, şu akla ziyan ülkeye bakın demek bile yeterli sanırım...